YÖNETİMİN AÇIKLAMALARI

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi
Genel Kurul Tutanağı
23. Dönem 2. Yasama Yılı
51. Birleşim 17/Ocak /2008 Perşembe

 

MADDE 577-  10/6/2007 tarihli 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun 7 nci maddesinin (c), (d), (j) ve (k) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"c) Ceza Muhakemesi Kanununun 90 ıncı maddesine göre yakalama,
d) Görev alanında, hakkında yakalama emri veya mahkumiyet kararı bulunan kişileri yakalama ve arama.
k) Türk medeni kanununun 981 inci maddesine, Borçlar Kanununun 52 nci maddesine, Türk Ceza Kanununun 24 ve 25 inci maddelerine göre zor kullanma."
MADDE 578- 5188 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"d)Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen bir suçtan dolayı bir yıl veya daha fazla süreyle hapis cezasına yada affa uğramış olsa bile devletin güvenliğine karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, (milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk, metinden verilen önerge ile çıkartılmıştır.)  cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, kamunun sağlığına karşı suçlar, zimmet, irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama, kaçakçılık ve fuhuş suçlarından mahkum olmamak."
Bu maddeye önerge ile getirilen yeni düzenleme: 5188 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde geçen "milli savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk" ibaresinin metinden çıkartılmıştır.
MADDE 579- 5188 sayılı Kanunun 19 uncu maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Suçlar ve cezalar"
MADDE 19- Bu Kanunda öngörülen adli suçlar ve cezalar şunlardır:
a) Bu Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen özel güvenlik iznini almadan özel güvenlik görevlisi istihdam eden kişiler veya kuruluşların yöneticileri üç aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezası ile cezalandırılır.
b) Bu Kanunun 5 inci maddesinde belirtilen faaliyet iznini almadan özel güvenlik faaliyetinde bulunan şirketlerin kurucu ve yöneticilerine, bu Kanunun 3 üncü maddesinde belirtilen izni almadan özel güvenlik birimi oluşturan kurum ve kuruluşların yöneticileri, bu Kanunun 14 üncü maddesinde belirtilen izni almadan izni almadan özel güvenlik eğitimi veren kurum ve kuruluşların yöneticileri, üç aydan bir yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır. Bu şekilde cezalandırılan kişiler,özel güvenlik şirketlerinde ve özel güvenlik eğitimi veren kurumlarda kurucu ve yönetici olamazlar.
c)Bu Kanunun 11 inci maddesi ne göre çalışma izni verilmeyen kişileri özel güvenlik görevlisi olarak istihdam eden kişi, kurum, kuruluş veya şirketlerin yetkilileri, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu kişilerin silahlı olarak çalıştırılmış olması halinde ayrıca bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
d) Bu Kanunun 21 inci maddesinde belirtilen özel güvenlik mali sorumluluk sigortasını yaptırmadan özel güvenlik görevlisi istihdam eden kişi; kurum, kuruluş veya şirketlerin yöneticileri istihdam ettikleri her kişi için yüzelli gün adli para cezası ile cezalandırılır.
e) Bu Kanunda belirtilen faaliyet iznini almadan özel güvenlik hizmeti veya özel güvenlik eğitimi verdiğini ilan eden veya reklam yapan kişi; kurum, kuruluş veya şirketlerin yöneticileri altı aya kadar hapis ve elli günden az olmamakla adli para cezası ile cezalandırılır."
MADDE 580-5188 sayılı Kanunun 20 nci maddesi başlığı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"İdari para cezası gerektiren filer
MADDE 20-Bu Kanunda ön görülen idari para cezasını gerektiren fiiller şunlardır:
a)17 nci maddede belirtilen grev yasağına uymayan, ateşli silahını bu kanuna aykırı ve görev alanı dışında kullanan özel güvenlik kimlik kartını başkasına kullandıran özel güvenlik görevlisine bin Türk Lirası idari para cezası verilir ve bu kişilerin çalışma izni valilikçe iptal edilir .Bu kişiler bir daha özel güvenlik görevlisi olamazlar.
b) Diğer kişi, kurum ve kuruluşlara sağlanacak özel güvenlik hizmetini 5 inci maddede belirtilen süre içinde ilgili valiliğe bildirmeyen özel güvenlik şirketlerine her bildirim için bin Türk Lirası,
c) 6 ncı madde uyarınca mülki idare amirince istenen ilave tedbirleri almayan kişi; kurum, kuruluş veya şirketlerin yöneticilerine ikibin Türk Lirası,
d) 22 nci madde gereğince tespit edilip giderilmesi istenen eksikleri gidermeyen kişi; kurum, kuruluş veya şirketlerin yöneticilerine ikibin Türk Lirası,
e) Özel güvenlik görevlisini koruma ve güvenlik hizmetleri dışında başka bir işte çalıştıran kişi, kurum ve kuruluşlara her eylem için bin Türk Lirası,
f)11 inci maddenin ikinci fıkrası ile 12 nci maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen bildirimleri süresinde yerine getirmeyenlere bin Türk Lirası,
idari para cezası verilir.
Bu maddede öngörülen idari para cezaları mahalli mülki amir tarafından verilir"
MADDE 581- 5188 SAYILI Kanunun 21 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 21-Özel hukuk tüzel kişileri ve özel güvenlik şirketleri,istihdam ettikleri özel güvenlik görevlilerinin üçüncü kişilere verecekleri zararların tazmini amacıyla özel güvenlik mali sorumluluk sigortası yaptırmak zorundadır.Özel güvenlik mali sorumluluk sigortasına ilişkin esas ve usuller Hazine Müsteşarlığınca belirlenir.
Bu maddede öngörülen özel güvenlik mali sorumluluk sigortası, Türkiye 'de ilgili branşta çalışmaya yetkili olan sigorta şirketleri tarafından yapılır.Bu sigorta şirketleri özel güvenlik mali sorumluluk sigortasını yapmakla yükümlüdürler.Bu yükümlülüğe uymayan sigorta şirketlerine Hazine Müsteşarlığınca sekizbin Türk Lirası idari para cezası verilir."
MADDE 582-5188sayılı Kanunun 23 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 23-Özel güvenlik görevlileri, görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi gibi cezalandırılır.
Özel güvenlik görevlilerine karşı görevleri dolayısıyla suç işleyenler kamu görevlisine karşı suç işlemiş gibi cezalandırılır."
MADDE 583-5188 sayılı Kanunun 25 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"MADDE 25- Bu Kanunun 24 üncü maddesinde belirilen ruhsat harçlarına ilişkin miktarlar her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenecek yeniden değerleme oranına göre artırılır."

PANTER GÜVENLİK ARAŞTIRMA VE GELİŞTİRME LTD. ŞİRKETİNİN BİR  DAVASI KONUSUNDA FEDERASYONUMUZUN GÖRÜŞÜ

 

      26 HAZİRAN 2006 tarihinde yürürlüğe giren Özel Güvenlik Hizmetleri Yasası bazı yönleriyle Anayasamızın eşitlik ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

  Yürürlükte olan bir kanuna göre kurulmuş Özel Güvenlik şirketlerini yok sayıp bütün
faaliyetlerini bir ölçüde dondurmak hukuk kurallarıyla bağdaşır adil bir ölçüt değildir.

  Bir  taraftan 5188 sayılı Özel Güvenlik yasasıyla, 2495 sayılı yasa ile kurulu özel güvenlik sektörüne 5 yıllık muafiyet süreci tanınırken,6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun 136 ncı maddesinde nevileri tadat edilen şirketlerden olan Panter Güvenlik Sistemleri Araştırma Limitet şirketi aynı yasanın 503 ncü maddesi uyarınca bütün hukuki hüviyeti haiz yasal bir kuruluş haline gelmiştir.
  Ticaret gazetesinde yayınlanarak hukuki durumu tescil edilen bu şirketin resmi kurumlarca da tasdik edilen kuruluş belgesi bunun en geçerli delilidir.
 
  Ekte sunulan Panter Güvenlik Ltd. Şirketinin resmi kuruluş belgesinin amaç ve görev bölümünde 5188 sayılı yasanın ön gördüğü hizmet verileri de aynıdır.

  Hal böyle iken kanun yapıcının, Anayasanın eşitlik prensiplerini gözetmeden 2495 sayılı yasayla çalışanları korumuş olmasının yanında, 6762 sayılı Türk Ticaret yasası hükümlerine göre kurulu şirketlerde, aynı hizmeti görenlere geçici muafiyet hakkının esirgendiği hukuki bir sistem bozukluğu yaratılmıştır.

  Maddi para cezaları güç koşullarla da olsa yerine getirilebilir. Ama devletin vatandaşını koruyucu rolünü unutup daha başlangıçta onları potansiyel suçlu durumuna düşürmesi kabul edilmez bir olgudur.

  Yasanın uygulama zorluğundan doğan etmenlerle şaibeli duruma düşürme hali ise demokrasilerde az rastlanır bir husustur.

  5188 sayılı yasa bir yönüyle de, sadece Çalışanlar açısından değil; Çalışanlara da milyarlarca lira mali külfet taşıyan yükümlülükleri de beraberinde getirmiştir.

  Bu ağır cezai müeyyideler, işverenleri bu sektörde yatırım yapmaktan caydırıcı hale getirmiştir.

  Günümüzde en önemli sektör olan güvenlik hizmetleri çalışanlarını sıkıntılı hale sokan ve ülkemizin en büyük problemi olan işsizlik gibi önemli bir boyutu düşünmeden, Özel Güvenlik sektörünü kısırlaştırarak ağır cezai müeyyidelerle karşı karşıya bırakmak ve cazibesini yitirir hale getirmek düşündürücüdür.

 

 

 

  Ekli İçişleri Bakanlığı genelgesinde, güvenlik tahkikatı, işe alım, yaka kartı tescili, iş yeri talep belgesi ve eğitim güçlükleri yüzünden devlet bu yasa hükümleri ile bağdaşır bir zaman dilimi içinde  birçok vecibeleri yerine getirememekte olduğu itiraf etmekte ve adeta kanun adına özür diler nitelikte ifadeler kullanıp kendi denetim organlarından hoşgörülü olmaları istenmektedir.

  Elbette hoşgörü olumlu bir unsurdur ama pozitif hukuk karşısında palyatif bir tedbirdir. Asıl üzerinde durulması gereken kavram budur.

  Bu bir ölçüde ferahlatıcı genelgenin öbür acı yüzü ise önemlidir. İşyerlerinde vuku bulacak adli vakalarda ise savcı bu genelgeyi değil yasanın genel hükümlerini uygulayacaktır. O zaman bu genelge hukuki açıdan bir anlam taşımayacaktır. Görülüyor ki çare temelden değişimdir.

  Bir İçişleri Bakanın kendisi ve tabanının uygulayacağı yasa hükümleri karşısında özel güvenlik çalışanları açısından davranışı elbette sevindiricidir ama o ölçüde de yasa açısından düşündürücü ve kaygı vericidir.

  Güvenlik zamanında kullanılırsa değer taşır. Tehdit unsuru göreceli değildir. Zamana yayılamaz.

  Kanun ve buna ilişkin yönetmelik incelendiğinde, eğitim, tahkikatlar, izin alma yaka kartı alma gibi zorunluluklar birkaç aylık süreyi beraberinde getirmektedir. Güvenlik mantığı Özel Güvenlik Şirketlerine tehlikenin oluşumundan evvel müşterinin acil güvenlik talebine hemen cevap vermesi mümkün değildir. Bu ahvalde bir paradoks ortaya çıkmaktadır. Vicdanınızla hareket edip yasadaki cezai müeyyideleri düşünmeden hemen tedbir alacaksınız veya sen ölürsen öl, fabrikan yıkılırsa yıkılsın ben bunu yapamam diyeceksiniz.

  İşte bu elim tabloyu düşünerek İçişleri Bakanı bu tebliği yayınlamıştır. Konu çok önemlidir. Hele günümüzde tehdit unsurlarının arttığı bu dönemde yasanın bu haliyle tam anlamıyla uygulamayı kısıtlayıcı maddeleri mutlaka düzeltilmelidir.
 
  Yönetimlerin ben yaptım oldu zihniyeti ile davranışları toplumun güvenliği açısından olduğu kadar işverenlerinde toplumsal yaşama katkılarını ortadan kaldırıcı niteliktedir.

 Bir kanun yapılırken, diğer kanunlarla verilmiş hakların kısıtlandığı veya zorlaştırıldığı ancak demokrasi dışı düşüncelerin eseri olabilir.

 

  Bu kadar sakat doğmuş bir yasanın tatbikatından doğan tüm aksaklıkların anayasa mahkemesinde yeniden ele alınması için mahkemenizin bir karar alması, yalnız müvekkili olduğum PANTER Güvenlik Şirketini konuyla ilgili sıkıntılarını değil; Tüm özel güvenlik şirketlerinin çalışma koşullarına önemli ölçüde rahatlık getirecektir.

  Sonuçta eğer böyle bir karar alınırsa Türk hukuk sistemi adına adaletin tecellisi açısından büyük bir örnek teşkil edecektir.

 

 

  Panter Güvenlik şirketine ve yasa gereği Şirket yöneticisine dönük cezai müeyyide uygulama istemi tam anlamıyla anayasamızın ana prensiplerinden olan eşitlik prensibinin 5188 sayılı yasada öngörülmemiş olmasından ileri gelmektedir.

  Şöyle ki, cezai işlemin uygulamasına sebep olan Mehmet ÇELİK  30 OCAK 2003 tarihinde göreve başlamıştır. Halbuki 5188 sayılı Özel Güvenlik yasası bundan 6 ay kadar sonra 26 HAZİRAN 2004’te yürürlüğe girmiştir. Eğer Anayasa’nın eşitlik ilkesine riayet edilerek 5188 sayılı yasada 2495 sayılı yasaya göre çalıştırılanlara uygulanan muafiyet süresi, 6762 sayılı Türk Ticaret kanununa göre çalışan veya çalıştıranlara da uygulama imkanı verecek şekilde şekillenseydi bu gün böyle bir antidemokratik uygulama ile karşılaşılmış olunmayacaktı.

  Hukukun umumi prensiplerinde hiçbir kanun makabline şamil değildir diye bir kaziyeyi muhkeme vardır. Bu anayasamızın da sarih bir hükmüdür.

  Özel ve Tüzel kişilere, yasaların getirdiği haklar ve kurallar o yasanın kabulünden sonra çıkan yasalarla iptal edilemez.

 Daha önce yasaların ön gördüğü hak ve menfaatlerin, tıpkı 2495 sayılı yasayla çalışanlara tanınan haklar gibi, belirli bir adaptasyon süreci tanınması yolunda yaptırımlar getirilir. Kanunların yapımında ve tefsirinde bu ana kural demokratik bir hak ve zaman aşımına uğramayan kazanılmış bir hak olması gerekmektedir.

  Kanımızca, 5188 sayılı yasa tatbikat sahası kısıtlı bir ortamda aceleye getirilerek şekillenmiş bir yasadır. Tatbikat alanı geliştikçe, karşılaşılan idari idari ve hukuki problemlerin bu yasanın kuralları tatbikatla bağdaşmamaktadır.

 

                     TÜM ÖZEL GÜVENLİK SEKTÖRÜNE DUYRULUR

      Panter güvenlik Şirketi hakkında bir iş yerindeki eksiklikten dolayı savcılıkta açılan davada şirket Avukatlarının hukuki savunmasına ek olarak federasyonumuzca verilen mütalaada, 5188 Sayılı yasanın bazı maddelerinin anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu koşul gösterilerek ANASAYA MAHKEMESİ’NE  iptal davası açılması karar verilmiş ve mahkemece ANA YASA MAHKEMESİNE gönderilmiştir.

  Bakırköy 1. sulh ceza Mahkemesinin Tüm Özel Güvenlik Federasyonun verdiği ek Mütalaa dikkate alınarak verdiği karar aynen aşağıda açıklanmıştır.

ANAYASA MAHKEMESİNE BAŞVURU GEREKÇELERİ


1- Yukarıda da ayrıntılı açıklandığı üzere ;5188 sayılı yasa ile; yasanın yürürlüğe girmesinden önce kurulan özel güvenlik şirketlerinin iş yapamaz hale gelmesine ve ağır adli cezai yaptırımlara maruz kalınmasına , devletin vatandaşı koruyucu rolü göz ardı edilerek şirket yetkililerine daha baştan potansiyel suçlu gözüyle bakılmasına sebep olunmuştur. Üstelik davaya dayanak 11,19/a ve 19/c maddelerindeki yaptırımlar güvenlik şirketlerinin ihmal veya hatasından kaynaklanmamaktadır.
Yasanın uygulama zorluğundan doğan nedenlerle , şaibeli duruma düşürme ise demokrasilerde kabul edilemez bir durumdur.
2- Anayasanın 1O.maddesinde , herkesin yasa önünde eşit olduğu hiçbir kişiye ,aileye ya da sınıfa ayrıcalık tanınamayacağı belirtilmiştir.
Yasa önünde eşitlik ilkesi,aynı hukuksal durumlarda bulunanlara a
kuralların uygulanmasını gerektirmektedir.Bu ilke ile ,yasa koyucunun ayrıcalıklı kişi ve topluluklar yaratmasının engellenmesi amaçlanmıştır. Aynıhukuksal durumda bulunanlar için farklı uygulamaya neden olacak yasa kuralı, Anayasanın “eşitlik” ilkesine aykırılık oluşturmaktadır.
Müvekkilimizin yetkilisi olduğu Panter Güvenlik Sistemleri Bilgi Araştırma LTd.Şti. 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunun 136.maddesine göre kurulmuş yine 503 .md sine göre hukuki hüviyete sahip bir şirkettir. Resmi kuruluş belgesindeki amaç ve görev açıklaması, 5188 sayılı yasada belirtilen amaç ve görevler ile aynıdır.
5188 sayılı yasada; Ticaret Kanununa göre kurulan Özel Güvenlik
Şirketleri ve personelleri ile 2495 sayılı yasaya göre kurulan Özel Güvenlik
Kuruluşları ve personelleri aynı statüye tabi tutulmuştur. Ayrıca 5188 sayılı
yasa ile özel güvenlik görevlilerine yetki alanları içinde, neredeyse Emniyet
Teşkilatına bağlı polislerle aynı yetkiler tanınmıştır.
Hal böyle iken ; 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ile Özel Güvenlik Şirketlerine Özel GUVENLİK İZNİ ALMA ZORUNLULUGU , çalışan personele eğitim , sınav ve çalışma izni alma zorunluluğu getirilmiş, aksi halde özel güvenlik şirket ve yetkililerine it 191a, 191c maddeleri ile ağır müeyyideler yüklenirken ;2495 sayılı Kanuna göre kurulmuş olan özel güvenlik teşkilatlarına ise ; Geçici 1.md ile özel güvenlik izni, özel güvenlik görevlilerine de beş yıl süreyle çalışma izni verilmiştir.
Anayasanın eşitlik ilkesine riayet edilerek , 5188 sayılı yasada 2495 sayılı yasaya göre çalıştırılan güvenlik personellerine uygulanan muafiyet süresi , 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre çalışan şirketlere ve çalıştırılan personele de uygulansa idi , böyle bir antidemokratik uygulama ile karşı karşıya kalınmayacaktı. Bu durum ile , Türk Ticaret Kanuna göre kurulmuş özel güvenlik şirketleri neredeyse yok sayılmış , bütün faaliyetlerini bir ölçüde dondurma tehlikesi ile karşı karşıya bırakılmış, çalışma özgürlüğü kısıtlanarak, ölçücülük ilkesine aykırı bir şekilde eşitsizlik yaratılmıştır.
Özel ve tüzel kişilere, yasaların getirdiği haklar ve kurallar o yasanın kabulünden sonra çıkan başka yasalarla iptal edilemez.
Üstelik 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun ,özellikle de tarafımızdan iptali istenen 19/a ve 19/c maddeleri ; sadece Güvenlik şirketlerine ve yetkililerine sorumluluk yüklemiş , yasadan önce güvenlik hizmeti verilen kişi veya kuruluşlar ile yasadan önce işe başlayan özel güvenlik eğitimi almayan , sınavlarda başarısız olan veya yaka kartı için başvurmayan veya geç başvuran personellere hiçbir sorumluluk yüklememiş, hiçbir yaptırım ile karşı karşıya getirmemiştir.
Bu durumda, yasanın çıktığı tarihte 1200 personeli olan müvekkil şirket ve diğer güvenlik şirketleri; uzun bir süreç olan güvenlik eğitimi ve sın
sonucu çalışma izni alan personel bulamama sıkıntısı içine, çalışan
eğitim almaları için ikna etmek çabası içine düşmüşlerdir. Ancak eğitim sonucu birçok işçi de sınavlardan başarısız olunca, gelen denetlemeler sonucu 5188 sayılı yasanın 191a, 19/c maddeleri uyarınca adli cezalarla karşı karşıya kalmışlardır.
Sadece Ticaret Kanuna göre kurulmuş Özel Güvenlik Şirket ve
yetkililerine yüklenen ağır müeyyideler, işverenleri bu sektöre yatırım yapmaktan caydırıcı hale getirmiştir.
Kendisine tanınan müktesep haklarla, devlete güven ilkesi içinde Anayasal haklarını da kullanarak kurulan şirketler kapanma tehlikesi içine girmişler,özel güvenlik şirketi yetkilisi olanlar, kendilerini tehlikeli bir görev yapar halde bulmuşlardır.Özel güvenlik yetkilisi olmak riskli ve tercih edilmeyen bir husus haline dönüşmüştür.
5188 sayılı yasanın iptali istenen maddeleri ile, ülkemizin en büyük problemi olan işsizlik boyutu düşünülmeden, günümüzde en önemli sektörlerden biri olan Güvenlik Sektörü kısırlaştırılarak ağır müeyyideler ile cazibesini yitirir hale getirilmiştir.
Üstelik İçişleri Bakanlığının da bilgisi dahilinde olduğu üzere; Bakanlık tarafından açılacak sınavlar yeterli sıklıkta , arşiv araştırılması ve güvenlik soruşturmaları zamanında yapılamamakta , çalışma izinleri zamanında verilememekte 4-5 ay gibi bir süre bekletilmekte ,sonuç olarak bir takım aksaklıklar meydana gelmektedir. Bu durum Özel Güvenlik Hizmeti veren şirket veya personellerinden kaynaklanmadığı halde ; ağır adli ve idari yaptırımlarla karşı karşıya kalınmasına sebep olmaktadır.
Şirket yetkilileri idareden kaynaklanan gecikmeler yüzünden de, işlemedikleri bir suçtan yargılanma tehlikesi ile karşı karşıya bırakılmıştır.
4- Anayasanın 48.md.si “ Herkes ,dilediği alanda çalışma ve
sözleşme hürriyetine sahiptir.Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Devlet ,özel teşebbüslerin milli ekonomik gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır” demektedir.
Çalışma ve sözleşme özgürlüğünün düzenlendiği bu madde Anayasa’
nın “temel haklar ve ödevler” bölümünde yer almıştır.Anayasanın 13.maddesinin ikinci fıkrasında ise, temel hak ve özgürlüklerle ilgili genel ve özel sınırlamaların demokratik toplum düzeninin gerekleri” ne aykırı olamayacağı belirtilmiş tIr.
Buna göre , hak ve özgürlükler ancak, demokratik toplam düzeninin gereklerine uygun olarak sınırlandırılabilir.Demokratik hukuk devletinde, güdülen amaç ne olursa olsun,sınırlamalar özgürlüğün kullanılmasını ölçüsüz biçimde ortadan kaldıracak düzeyde olamaz.
Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da belirtildiği gibi sınırlama kuralının demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olabilmesi  için “ ölçülülük” ilkesinin gözetilmesi amaç ve sınırlama orantısının korunması  gerekmektedir.

Yukarıdaki savunmanın ışığı altında Asliye Ceza Mahkemesi savunma gerekçelerini haklı bularak 5188 sayılı yasanın 11, 1 9/a. 19/e. Maddelerinin anayasanın 48. 10 ve 13. maddelerine aykırı olduğu sonucuna vararak iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurmuştur

T.O.G.F.  BAŞKANI

                                                                                         O.Nuri GÜNDEŞ

                    

TÜM ÖZEL GÜVENLİK  DERNEKLERİ  FEDERASYONUNDAN DUYURU

            Yıllardır , yurtdışında eğitilmiş, değişik kimliklerdeki aşırı sol örgütler, ASALA Terör örgütü ve bunların tahribatı dışında temeli Cumhuriyetle birlikte atılmış “Kürt Teali ve Terakki Cemiyeti” ve onun Avrupa kanadının uzun yıllar sonra önderliğini yapan  Dr. Kamuran BEDİRHAN ’ın  örgütlediği  “kültür yuvaları” yeşerip büyümüş ve Türkiye’de bugünkü “etnik bölücülük”  kavramını  oluşturup  geliştirmişlerdir

1940 yılların ortalarına  doğru Molla Mustafa BARZANİ , kendi yetiştirdiği birliklerle Bulunduğu Sovyet Rusya’da , İran’ın güneyine gelip MARHABAT bölgesine yerleşmiş ve zaman içinde Kürt toplumunu birleştirerek Kürt liderlerinden Razi MUHAMMED ile  birlikte MARHABAT Kürt Cumhuriyetini kurmuşlardır. Molla Mustafa BARZANİ ise Silahlı Kuvvetler komutanlığına getirilmiştir.

           İran’a gelince  , ülkesinde bir bölünme tehlikesiyle karşılaşabileceği düşüncesine dayanarak  olaya şiddetle karşı çıkmış, sonuçta bu oluşum tutunamamış ve dağılma zorunda kalmış ,Cumhurbaşkanı Razi MUHAMMED idam edilmiştir. Oradan Kuzey Irak’a geçen Barzani, Irak ordusunun baskısı altında 500 kişilik kuvveti ile birlikte yeniden Sovyet Rusya’ya sığınmıştır. 14 Temmuz 1958’de Irak’ta Kraliyet rejiminin çökmesiyle de yine kuzey Irak’a dönmüştür.

           Kökeni BARZAN aşiretine dayanan Molla Mustafa, Kuzey Irak’ı kendileri için elverişli bir yerleşim  bölgesi olarak değerlendirmiş ve Kuzey Irak’taki Soran bölgesine yerleşmişlerdir. Bu O zamanki Sovyet Rusya’nın  stratejik bir öngörüsüdür.   Burada güçlenip Kürt Demokrat Partisi adı altında siyasi bir örgütlenmeye  gitmişlerdir.   

            O sıralarda Amerika  Birleşik Devletleri de ,O bölgede ileriye dönük egemenliğini

elde tutabilmek için özellikle kendi kafa yapılarına uygunluğunu saptadıkları o zaman genç ve dinamik bir tıp öğrencisi olan aşırı Kürt milliyetçisi  TALABANİ ’yi  , ikinci bir Kürt lideri olarak Üniversiteyi bitirmesinden sonra bölgeye yerleştirmişlerdir. Talabani  Kürt Yurt Severler Birliği adında siyasal bir örgüt kurup askeri ve siyasal bir güç olma yolunu seçmiştir.  

             Arkalarında iki büyük devlet gücü olan bu iki Kürt lideri  zaman içinde arala-

rındaki  bir çok çatışmaya karşın Müstakil Kürt Devleti kurma hayalinde daima ayni

görüşü paylaşmışlardır.Genellikle Molla Mustafa Barzani güçleri Irak ile bağımsız bir

bir Kürt devleti kurma yolundaki düşünceleri açısından sürtüşme içerisindedir.

             Bölge  ülkeleri tedirgindir. Önce Bağdat paktı , sonradan CENTO paktı çerçevesinde yapılan toplantılarda Üye ülkelerin temsilcileri tarafından  bu tedirginlik daima öne sürülmüştür.

            Molla Mustafa Barzani Türk devlet adamlarıyla dolaysız temaslar sağlamış

hatta , Irak güçleriyle çatışma sonucu arızalanan  Rus yapısı topların kamalarının

tamiri bile ülkemizde gerçekleştirilmiştir. BARZANİ’ in yardım talepleri ve zamanın Cumhurbaşkanı ve Başbakanına yazdığı teşekkür mektupları Türk arşivlerindedir. 

              Amerika ve İngiltere’nin  CENTO Paktının özellikle KÜRT bölümüyle aşırı derecede  ilgilendikleri hemen tüm toplantıda gözlenmiştir. Örneğin,1977 yılında benim de  katıldığım Tahran’da yapılan bir CENTO toplantısında Amerika Dışişleri Bakanı  S. FENS ve İngiltere Dışişleri Bakanı OWEN ‘ın bu konularla ilgi dereceleri dikkatimi çekmiştir.

               Ortadoğu, süper devletlerin daima iştahını çekmiştir.Bu konuda bölgenin stratejik önemi kadar petrol yataklarının da cazibesi vardır.

               Sovyet Rusya’nın dağılmasından sonra tek süper güç olarak tanımlanan

Amerika Birleşik Devletlerinin Kuveyt’i kurtarma operasyonundan sonra Irak’a

demokrasi getirmek bahanesiyle giriştiği savaş, düşündüklerinin aksine  yıkıcı bir  iç savaşa dönüşme eğilimindedir..

               Irak ‘da işgal gücü Amerika tarafından kurdurulan kukla Irak hükümetinin Cumhurbaşkanlığına TALABANİ getirilmiş ,Molla Mustafa BARZANİ’ nin ölümünden sonra Kürdistan Demokrat Partisinin Liderliğine getirilen kardeşi İdris öldükten sonra büyük oğlu Mesut BARZANİ  ise Kuzey Irak’taki Kürt Özerk bölgesinin başına getirilmiştir

              Bu ana unsurların analizinden sonra Ülkemizin çevresel tehditlerinin irdelenmesinde yarar görülmektedir. 

              Yıllardan beri ,Suriye ve Irak topraklarından Türkiye’ye yönelik yıkıcı faaliyet-

lerin devam ettiği günümüzde özellikle Irak üzerinden etnik Kürt kökenli eylemcilerin

sabotaj ve suikastlere dönüşen eylemleri en büyük tehdit olarak göze çarpmaktadır.  

               Türk mahkemelerinde sonuçlanmış ya da devam eden mahkeme kayıtlarında,

bu ülkelerde yaşayan Kürt kökenli PKK militanlarının adı geçen bu komşu ülkelerde

nasıl eğitilip nasıl silah temin ettikleri açıkça ortaya çıkmıştır.

               Güney Kıbrıs’ta, Yunanistan Lavrion  kamplarında ,Suriye’de Irak’ta eğitim

kamplarında yetiştirilen bu militanların gerisindeki güçlerin amaçları hangi noktalarda      

odaklanmıştır.

                Türkiye stratejik konumu bakımından Asya ve Avrupa coğrafyasında önemli

bir yer işgal etmektedir. Hızla artan nüfusu ve sosyoekonomik yapısıyla gittikçe güçlen

mektedir. Bu gelişim zamanla Avrupa pazarlarıyla rekabet zincirinde bir halka daha oluşturacaktır.

                 Türkiye İslam ülkeleri arasında eşi görülmeyen , demokratik,laik ve sosyal

bir hukuk devletidir .  Bu durum örnek oluşturması bakımından diğer İslam ülkelerinde de tedirginlik yaratmaktadır

                 Türkiye ‘nin zamanla Kafkaslarda söz sahibi olma olasılığı vardır.      

                 Doğuda Ermenistan ile çözümlenmemiş geçmişten gelen ,siyasal ve tarihsel

bir hesaplaşma konusu gündemini yitirmemiştir.

                  Ermeni  diasporası ve bunların körüklediği ASALA ve Ermeni  İntikam

Komandoları  gibi yasadışı (illegal) örgütlerin katliam projeleri ve eylemleri vardır.

                  Irak’la çözüm aranan su sorunu süregelmektedir. Suriye ile Hatay ve buna

ilişkin onlar tarafından yaratılan bir İskenderun  sancağı sorunu vardır. Bu sorun 1938 yılından beri sürmektedir. .

                  Irak’ta , Irak topraklarının  Amerika ve İngiltere askeri güçleri tarafından işgali ile büyük bir otorite boşluğu meydana gelmiştir.

                  Irak içinde mezhep kavgaları alabildiğine tırmanmakta toplu katliamlar ve

sabotajlar her gün yüzlerce Iraklının canına mal olmaktadır..Bu ölüm olaylarından Amerikan  askerleri de nasibini almaktadır.

                  Irak’ta etkin bir yönetimden  yoksun kukla bir hükümet  iş başındadır Yönetimin hakimi Amerika’nın atadığı bir temsilcidir.

                  Olası bir Kürt devletinin oluşumu için ,başta Amerika ve bir çok Avrupa ülkesi sözde gizli bir destek birliği içindedir.

                   Amerika’nın Irak’ı işgaliyle birlikte Barzani Kuzey Irak’ın mutlak hakimi

durumuna gelmiştir. 

                    Bu güç BARZANİ ’ yi bazen dengesiz demeçler  vermeye bile heveslendirip,

Bazen de hezeyana sevketmektedir. 

                     BARZANİ  ,Kerkük Petrollerini ele geçirmek için Kasım /2007 de yapılacak

referandumu heyecanla beklemektedir. Bu olay ,Amerika,Irak ve Türkiye arasında

büyük bir sorun  yaratacaktır.

                     Amerika’nın  hayal etiği Büyük Ortadoğu projesi için sinsi bir çaba  göster-diği ve gerçekleştirme yoluna gideceği şeklinde emareler mevcuttur.

                      Olayların gelişmesini yakından izleyen  Türk Silahlı Kuvvetleri  görünürde büyük bir teyakkuz içindedir.

                     BARZANİ , PKK  ya desteğini el altından sürdürmektedir.

                     Yunanistan ile aramızda Kıbrıs meselesi , Ege kıta sahanlığı ve FIR hattı

sorunu vardır.

                     Bulgaristan ‘a gelince ; geçmiş yıllarda Bulgaristan’da yaşayan soydaşları-mızın orada çektikleri  sıkıntılar ve husumetler unutulmamıştır.

                      İran’da SAFEVİLER  zamanında başlayan sosyal ve dinsel sürtüşmeler

Devam etmektedir.

                      İran’da Şah Rıza PEHLEVİ ’ nin devrilmesinden sonra Fanatik İslam‘ın

simgesine dönüşen ve HUMEYNİ ’ nin ,ülkesini şeriatın  katı kurallarına dayalı bir

rejime yönlendirmesi bir çok İslam ülkesini tedirgin kılmıştır.

                    Bu arada Şii İslam sentezinin başta Türkiye olmak üzere diğer ülkelere yayılma eğilimi rahatsızlık yaratmıştır.

                    Son zamanlarda ,İran’ın nükleer silah yapabilme tehdidi olasılığı vardır.

elinde zenginleştirilmiş uranyum bulunması ve modern nükleer tesisleri bunun çağrışımı niteliğindedir.

                    İran  olası  bir Amerikan  müdahalesine karşı modern silahlar üretme

peşindedir.Yüzeyden yüzeye fırlatılan  füzeler imal etmişlerdir.Bunlar Akdeniz ve Basra körfezinde üslenecek (uçak platformu) savaş gemileri için büyük tehlike göstergesidir.

                     Bu olay İran devletini  ABD ve Avrupa Birliği nezdinde kuşkulu hale getirmektedir.

                     Buraya kadar özetlemeye çalıştığımız siyasal ve toplumsal koşullar bir bölümüyle birçok  ülkenin Türkiye’ye karşı husumetini çekmektedir. Bu durum ülkemizin çıkarlarını  baltalamak isteyen çevreleri birleştirmektedir.

                    Görüntü odur ki bazı ülkeler Türkiye’de meydana gelen birçok yıkıcı ve bölücü faaliyetlerde bunu planlayıp uygulayanlara  bazen doğrudan bazen de dolaylı yollardan  yardımcı olmaktadırlar.

                     Bir çok ülke, Türkiye’yi zafiyete uğratmak için el birliği etmişçesine , fesat halkalarından  bir zincir oluşturmuşlardır.

                      Bu fesat odakları ,  Türkiye’de yaratılmak istenen terör ve buna bağlı sübversif faaliyetlerin temelinde yatan düşüncelerini gerçekleşrirmek için ülkemizin en çok sükunete muhtaç olduğu dönemlerde kargaşa yaratmak hem ekonomiyi ve hem de halkın psikolojisini altüst emek amacı  ile hareket etmektedirler

                      Bu güne kadar Devletimizin bu odaklarla savaşımında 300 milyar dolara

yakın bir masraf yaptığı varsayımından hareket edersek , bu servetin ülkenin kalkınması yerine beyhude olarak  savunma ve terörü yok etmek için   harcandığı ortaya çıkar. Bu miktar Ekonomik kalkınmada  önemli bir meblağdır.

                      Bütün  bunlar Türkiye’ye karşı  husumet çemberi oluşturan ülkelerin

müşterek eseridir.Böylece Türkiye’yi ekonomik yönden zayıflığa uğratıp güçsüz bırakma eylemidir. Hepsinin amaçlarının kesiştiği nokta budur.                        

                      Seçim sathı mailine girildiği  ortamda ,ülkemizin en çok sükunete muhtaç olduğu şu anda provokasyon amaçlı bir çok eylemlerin olabileceği akla gelmektedir.

                      22 Mayıs 2007 günü Ankara Anafartalar Çarşısında  meydana gelen üzücü kanlı  bombalı eylem bunun belirli örneklerinden birisidir.

                      Özel Güvenlik Sektörü ve Çalışanlarının her zaman olduğu gibi görevle-

rinde daha duyarlı olmaları sektörümüzün geleceği açısından önemlidir

                      Ankara’daki katliam olayını  sektörümüz adına lanetle kınar ,Ölenlere

Tanrıdan rahmet yaralılara da acil şifalar dilerim.

                       Bütün meslektaşlarımızı dikkatli olmaya daha doğrusu teyakkuza davet eder görevlerinde başarılar dilerim.

 

                       
O. Nuri GÜNDEŞ
Tüm Özel Güvenlik Dernekleri
Federasyonu
Yönetim Kurulu Başkanı

 

  ------               --